1. GENEL OLARAK
Boşanma, geçerli olarak kurulmuş olan bir evlilik birliğinin, kanunda açıklanmış olan nedenlere bağlı olarak mahkeme kararıyla sone ermesidir. Türk Medeni Kanunu m. 166/3’te yer alan düzenlemeye göre, en az bir yıl sürmüş evliliklerde, eşlerin birlikte boşanma davasına başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsıldığı kabul edilerek hâkim tarafından boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında eşlerin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları doğrultusunda hazırlanan protokol içeriğinin uygun bulunması halinde evlilik birliği anlaşmalı olarak sona erecektir.
Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemeler doğrultusunda boşanma sebepleri, konularına ve etkilerine göre ayrıma tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda anlaşmalı boşanma, konularına göre genel ve etkilerine göre ise mutlak bir boşanma sebebidir.
Mutlak bir boşanma sebebi olan anlaşmalı boşanmada, eşlerin birlikte dava açması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve sarsılmadan sonra evlilik birliğinin sürdürülmesinin çekilmez hal aldığını göstermekte ve boşanma kararı verip vermeme konusunda hâkimin takdir hakkı bulunmamaktadır.
Anlaşmalı boşanma, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan sebeplerin belli bir vakıaya dayanmaması ve önceden belirlenemeyen nitelikte olmasından dolayı genel boşanma nedeni olmakla birlikte tarafların boşanma hakkında anlaşmış olmaları, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmelerinin kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının ispat etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaktadır.
TMK m. 166/3 hükmü dolayısıyla, taraflarca hazırlanacak boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında hükümler bulunulmalıdır. Anlaşmalı boşanma protokolü, kanunun gösterdiği sınırlar içerisinde, serbestçe belirlenebilir (TBK m. 26). Boşanma protokolünde önmeli olan, üzerinde anlaşılan hususların icra edilmesini güçleştirecek ve başka davaların açılmasına sebep olacak düzenlemelerin olmamasıdır.
Anlaşmalı boşanma protokolü içeriğinde yer alan düzenlemelerden herhangi birisinin, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kişilik haklarına, kamu düzenine aykırı olması veya konusunun imkansız olması halinde boşanma protokolü bütün halinde geçersiz hale gelecektir.
Kanun, hakime, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapma yetkisi tanımıştır. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya karar verilecektir. Eşler, bu hükümden yararlanarak evlilik birliği sona erdirmek istediklerinde, herhangi bir boşanma sebebi ileri sürmek zorunda olmadıkları gibi, bir sebep ileri sürmüş olsalar bile bunun varlığı ve doğruluğunun araştırılması gerekli değildir (Y. 2. HD. 04.02.2014 T. 2013/11644 E. 2014/1866 K.).
Eşler sadece evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan davada anlaşmalı boşanma kararı verilmesini isteyebilirler. Akıl hastalığı sebebiyle açılan boşanma davası dışında diğer boşanma sebeplerinde ancak davanın ıslah edilmesi suretiyle anlaşmalı boşanma kararı verilmesi talep edilebilir.
Mahkeme tarafından anlaşmalı boşanmalı karar verilirken, boşanma protokolünün hakim tarafından uygun bulunduğunun ve taraflara tanınan haklar ile yüklenen yükümlülüklerin neler olduğunun açıkça, teker teker ve anlaşılır biçimde kısa kararda ve gerekçeli kararın sonuç kısmında yer alması almalıdır. Aksi takdirde protokolün icra edilmesi mümkün olmayacaktır.
2. ANLAŞMALI BOŞANMANIN ŞARTLARI
Evlilik birliğinin, tarafların ortak iradeleri ile son verilmesine imkân tanınmış olsa da kanunda açıklanan şartlar gerçekleşmeden anlaşmalı boşanma kararı verilmesi mümkün değildir. TMK 166. madde 3. fıkrada yer alan düzenlemeye göre anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için; evlilik birliği bir yıl sürmüş olmalı, eşlerin boşanmada ortak iradesinin olması, hâkim tarafından eşler dinlenmeli ve anlaşmalı boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçları ile müşterek çocuk hakkındaki düzenlemeler hâkim tarafından uygun bulunmalıdır.
2.1. Evlilik Birliğinin En az Bir Yıl Sürmüş Olması
Tarafların resmi evlendirme memuru önünde evlenme beyanında bulundukları andan itibaren bir yıllık süre başlamış olacaktır. Bir yıllık sürenin tespitinde eşlerin birlikte yaşayıp yaşamadıkları önem arz etmemektedir. Evlilik birliğinin en az bir yıl sürüp sürmediği hâkim tarafından re’sen kontrol edilir.
Kanun maddesinde öngörülen evliliğin en az bir yıl sürmüş olması koşulu, dava şartı (HMK m. 114) olmayıp, yasada gösterilen eşlerin birlikte başvurması, ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi durumuyla birlikte, birliğin temelinden sarsılmış sayılacağına ilişkin yasan karinenin temel unsurudur.
Bir yıllık süre dava tarihinde dolmuş olmalıdır. Dava açıldıktan sonra bir yıllık sürenin gerçekleşmesi de yeterli değildir. Dava tarihinde bir yıllık sürenin dolmamış olması durumunda, TMK 166. maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaki çekişmeli olan şekliyle davaya devam edip etmeyeceğinin davacı eşe sorulması, devam etmek istediğini bildirmesi halinde davaya çekişmeli boşanma davalarına yönelik usul hükümlerine göre devam edilerek karar verilmesi gerekir (Y. 2. HD. 15.01.2018 T. 2016/16989 E. 2018/553 K.).
Boşanmış eşlerin birbiriyle yeniden evlenmeleri durumunda da anlaşmalı boşanma için yeni kurulan evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması gerekir.
2.2. Eşlerin Boşanmada Ortak İradesinin Olması
Eşlerin birlikte boşanma davası açması veya bir eşin diğer eşin açtığı davayı kabul etmesi, eşlerin anlaşmalı boşanmak istediklerine dair iradeleri olduğunu ortaya koymaktadır. İradelerin dava açılırken veya açıldıktan sonra uyuşması arasında bir fark gözetmeksizin her iki durumda da anlaşmalı boşanmaya karar verilmektedir. Eşlerin, birlikte dava açmaları halinde, artık her iki eşin de evlilik birliğinin devamında fayda görmediği ve bu evliliği devam ettirmek istemediği açıktır.
Eşlerin anlaşmalı boşanmak için birlikte dilekçe sunmaları halinde tek bir başvurma harcının yatırılması yeterlidir (Y. 2. HD. 09.04.2002 T. 2002/4194 E. 2002/4994 K.). Eşlerin birlikte dava açmaları durumunda Yargıtay bir bakıma iki davacı ve iki davalı olduğu görüşündedir. Taraflardan biri yargılama aşamasında davasından feragat ederse ve diğer taraf davaya devam ederse bu durumda TMK m. 166/1 doğrultusunda karar verilmelidir.
TMK'nın 166/3. maddesi uyarınca davanın kabulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesinde düzenlenen "kabul" kavramından ayrılmaktadır. HMK'nın 308. maddesi uyarınca davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olmakta ve dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermektedir. Kabulün geçerliliği davacı veya mahkemenin kabulüne bağlı değildir. Oysa anlaşmalı boşanma davalarında kabul, tek başına davayı sona erdirmediği gibi, TMK 166. maddenin 3. fıkrası; hâkimin boşanma isteğinin serbest iradeye dayanıp dayanmadığını saptamasını ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında düzenlemeleri uygun bulmasını ve uygun bulmadığı takdirde bu düzenlemelere açık müdahalesini aramaktadır.
Öğretide yer alan bir görüşe göre; kabul beyanı davayı sona erdirmemekte, sadece hâkimi evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını araştırma yükümlülüğünden kurtarmaktadır. Davalının kabul beyanı usûl hukuku bağlamında davayı kabul gibi değil, ikrar gibi hüküm ve sonuç doğurmaktadır. Zira davalının kabul beyanına rağmen, hâkim, tarafların arasındaki anlaşmayı veya davacının kabul edilen taleplerini özellikle boşanmanın mali sonuçları ve çocuklara ilişkin kısımları uygun bulmazsa yine de boşanma davasının reddine karar verebilmektedir.
Usul hukuku anlamında kabul, kesin hükmün sonuçlarını doğurur ve ancak irade bozukluğu hâllerinde kabulün iptali istenebilir (HMK m. 311). Diğer bir anlatımla davalı irade fesadı hâlleri dışında kabulden dönemez. Yukarıda belirtildiği üzere anlaşmalı boşanma davalarında "kabulün" doğurduğu tek sonuç evlilik birliğinin sarsıldığı olgusunun ispatlandığıdır, diğer bir anlatımla mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmasına gerek yoktur ancak "yalın kabul" boşanma kararı vermeye yetmemektedir. Bu nedenle, TMK'nın 166/3. maddesinin uygulandığı bir davada davanın kabulü şekli ve maddi hukuk anlamında hükmün kesinleşmesi sonucunu doğurmadığından hükmün kesinleşmesine kadar davalının kabul beyanından dönmesi mümkündür. Çünkü bu durumda anlaşmalı boşanma koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez (Y. HGK. 18.04.2015 T. 2017/1941 E. 2019/475 K.).
Bir başka açıdan yaklaşmak gerekirse, dar ve teknik anlamda davayı kabul işlemi geri alınamamaktadır. Ancak eşler karar kesinleşinceye kadar anlaşmalı boşanma talebinden vazgeçebilmektedir.
TMK m. 166 kapsamında evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebi ile açılmış bir boşanma davasında yargılamanın her aşamasında davalı eş tarafından davanın kabul edilmesi halinde evlilik birliğinin sarsılması nedeni ile açılan dava anlaşmalı boşanma davasına dönüşecektir. Özel boşanma sebeplerinden birine dayalı olarak açılan bir boşanma davasının herhangi bir safhasında davalının davayı kabul etmesi ile taraflar anlaşmalı boşanamaz. Ancak akıl hastalığı sebebiyle açılmış olan dava dışında diğer özel boşanma sebeplerinde usulüne uygun bir yapılacak ıslah halinde buna olanak vardır (Y. 2. HD. 11.01.1995 T. 13182-152). Bu durumda ıslah edilerek evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dönüştürülen boşanma davasını karşı tarafın kabul etmesi halinde davaya anlaşmalı boşanma davası olarak devam edilebilir.
Konu hakkında verilen bir kararda, terk hukuki sebebine dayanılarak açılan boşanma davasında, mahkemece ön inceleme duruşmasında davalının davayı kabul beyanına dayanılarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi doğrultusunda anlaşmalı boşanma kararı verilmesinin ancak aynı Yasanın 166. maddesine dayanılarak açılmış olan davalarda gerçekleşmesinin mümkün olması nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur(Y.2. HD. 11.5.1992 tarih 5157-5357 sayılı, 11.1.1995 tarih 13182-152 sayılı kararları). Benzer şekilde, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine dayalı açılmış bir dava olmadığı ve usulüne uygun ıslah da bulunmadığı halde, Türk Medeni Kanunu’nun 184/3, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 308 ve 311. maddelerince davalının davayı kabulünün hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilmeden boşanmaya karar verilmesinin doğru olmdığı hükmüne varılmıştır (Y. 2. HD. 22.10.2015 T. 2015/2594 E. 2015/19100 K.).
Kabul, vekil aracılığı ile yapılamaz. Kabul beyanında bulunacak eş, hâkim tarafından verilen yeni bir duruşma gününe çağrılarak dilenmelidir. Kabul mahkemeye sunulacak yazılı bir dilekçe ile veya dava esnasında sözlü beyanların tutanağa geçirilmesi ile yapılabilir.
2.3. Eşlerin Hakim Tarafından Dinlenmesi
Boşanma davasının görüldüğü duruşmada eşler hazır bulunmalıdır. Hâkim tarafından, eşlerin her türlü tehditten ve baskıdan uzak bir şekilde özgür iradeleri ile anlaşmalı boşanmaya karar verip vermedikleri denetlenmelidir. Hakim, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğer eşin açtığı davayı kabul etmesi durumunda eşleri dinlemelidir. İstinabe yoluna başvurulmak suretiyle eşlerin anlaşmalı boşanma yönündeki beyanlarının alınarak anlaşmalı boşanma kararı verilemeyeceği belirtilmektedir. Taraf vekillerinin, vekâletnamelerinde verilmiş özel yetkiye istinaden kendi aralarında müvekkillerin boşanması hususunda anlaşmaya varmış olmalarının ya da vekillerden birinin açmış olduğu anlaşma temeline dayalı boşanma davasını karşı taraf vekilinin kabul etmesinin, geçerliliği bulunmamaktadır. Boşanma irade beyanının eşler tarafından hakime açıklanması zorounludur.
Hakimin eşleri dinleyerek, serbest iradeleriyle hiçbir baskı altında kalmadan boşanmak istediklerinden emin olmalıdır. Bu bağlamda hakim eşleri dinlerken evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olay ve kusur durumu hakkında araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Eşlerin kendi iradeleriyle anlaşmalı boşanmayı talep etmeleri halinde başkaca bir incelemede bulunmaksızın anlaşmalı boşanma kararına hükmedilir.
Hakim, anlaşmalı boşanma talebinin özgür irade sonucu ortaya çıkmadığına kanaat getirmesi durumunda anlaşmalı boşanmaya karar veremez. TMK m. 166/3 hükmü, duruşmada tarafların her türlü baskı ve tehditten uzak olarak özgür iradeleri ile beyanda bulunduklarını denetlenmesini amaçladığından hâkimin bu hususta her türlü özeni göstermesi gerekir (Y. HGK. 18.04.2019 T. 2017/1941 E. 2019/475 K.)
Taraflar, duruşma esnasında bizzat beyanda bulunarak boşanma ile fer’ileri konusunda anlaştıklarına ve dosyaya sunulan protokol gereğince karar verilmesine ilişkin beyanları zapta geçirilip imzaları alındıktan sonra TMK m. 166/3 hükmü doğrultusunda boşanma koşullarının oluşmasına rağmen duruşmada herhangi bir nedenle karar verilememiş ve duruşma başka bir güne bırakılmış ise tarafların bir sonraki duruşmada hazır bulunma zorunluluğu bulunmamaktadır (Y. 2. HD. 19.07.2011 T. 2010/9743 E. 2011/12657 K.).
2.4. Protokolün Hakim Tarafından Uygun Bulunması
Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında düzenlenen protokol hakim tarafından uygun bulunmalıdır. Bu bağlamda protokol içeriğinde boşanmanın mali sonuçları olan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat ile çocukların durumuna ilişkin olan velayet, iştirak nafakası ve kişisel ilişki kurulması hakkındaki düzenlemeler hakim tarafından resen denetlenirken eşlerden birinin olağanüstü bir mali yükümlülük altına girip girmediği, anlaşmanın irade bozukluğu hallerinden birinin varlığıyla yapılıp yapılmadığı ve anlaşmanın maddeleri ahlaka, adaba, hukukun genel ilkelerine uygun olup olmadığı incelenir.
Eşler tarafından düzenlenen protokol dava öncesi bir metin halinde imza altına alınabileceği gibi duruşma esnasında da beyanda bulunarak mahkeme tutanağına geçirilerek imzalanabilir. Protokol içeriğinde boşanmanın yan sonuçlarının tümü hakkında, herhangi bir koşula bağlanmadan anlaşma sağlanmış şekilde yer verilmelidir. Hakim, eşlerin ve/veya çocukların menfaatine uygun olması durumunda protokolde değişik yapabilir. Hakim değişiklik yapma yetkisini kullanırken eşlere neden değişiklik yapılması gerektiği hakkında açıklamada bulunulmalıdır. Hakim tarafından yapılan değişiklik, eşler tarafından onaylanmalıdır. Yapılan değişikliklere, eşler onay vermez ise anlaşmalı boşanma kararı verilemez.
Uygun görülmeyen anlaşmada değişikliğe gidilmesi hakim tarafından eşlere önerilmeden ve halihazırda mahkemeye sunulan anlaşmanın neden uygun görülmediğine ilişkin eşlere yeterli açıklama yapılmadan veya aydınlatılmadan boşanma davasının reddedilemeyeceği vurgulanmaktadır. Hakim tarafından onaylanmayan ve böylece boşanma kararının eki haline getirilmeyen protokol yok hükmündedir (Y. HGK. 27.03.2015 T. 2013/1542 E. 2015/1110 K.).
3. ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜNÜN ZORUNLU İÇERİĞİ
Boşanma protokolü, boşanmanın anlaşmalı şekilde gerçekleşebilmesi için yapılması gereken bir aile hukuku sözleşmesidir. Eşler sadece boşanma konusunda değil aynı zamanda da boşanmanın fer'i sonuçları olan mali sonuçlar ile çocukların durumu hakkında da anlaşmış olmalıdır. Yoksulluk nafakası, maddi tazminat ve manevi tazminat boşanmanın mali sonuçlarını ihtiva ederken velayet, iştirak nafakası ve çocukla kişisel ilişki kurma çocukların durumu hakkında anlaşılması gereken başlıklardır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, anlaşmalı boşanma davalarında taraflar sözleşme özgürlüğüne bağlı olarak anlaşmanın zorunlu ve ihtiyari içeriği hakkında düzenlemelerde bulanacak olsalar da müşterek çocuk için en iyisinin olmadığı anlaşma maddeleri hakim tarafından onaylanmayacaktır.
Protokol içeriği dikkatlice hazırlanmalıdır. Zira boşanma kararının kesinleşmesinden sonra protokol hükümlerinin icra edilebilir olmaması boşanan eşler arasında başka uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Mutsuz bir evliliğin psikolojik etkilerini üzerinden atmaya çalışan tarafların iyi düşünülmemiş ve dikkatli hazırlanmamış protokol hükümleri nedeniyle tekrar uyuşmazlık yaşamaları hiç istemedikleri bir durum olacaktır.
3.1. Boşanmanın Mali Sonuçları Hakkında Anlaşma
3.1.1 Yoksulluk Nafakası
Nafaka; yasaların belirlediği durumlarda, genellikle zaruret içinde bulunan kimseye kanunda belirtilen yükümlülükler tarafından verilmesi gerekli yardımdır. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşe, ekonomik durumu iyi olan eş tarafından geçimi sağlayabilmesi için ödenen nafakadır.
Yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeye olmayanların yoksul kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında ‘’asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması’’ yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir. Yoksulluk durumuna günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir (Y. HGK. 04.04.2018 T. 2017/1579 E. 2018/673 K.).
Boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından feragat edildiğinin belirtilmesi ve mahkeme tarafından bu beyana dayanılarak karar verilmesi durumunda yoksulluk nafakası hakkında tekrar talepte bulunulamaz (Y. 2. HD. 05.07.2006 T. 2006/4734 E. 2006/10765 K.). Ancak protokolde nafakaya ilişkin bir hüküm bulunmaması, feragat anlamına gelmemesi nedeniyle boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde yoksulluk nafakası talep edilebilir olduğu açıklanmıştır (Y. 3. HD. 31.01.2013 T. 2012/22724 E. 2013/1404 K.).
Yoksulluk nafakası toptan veya irat biçiminde ödenebilir. Taraflar arasında ödemenin toptan yapılmış olmasına karar verilmesi durumunda hakim tarafında irat şeklinde ödenmesine karar verilemez. Boşanma protokolünde ödeme şekli, nafaka miktarı, ödeme zamanı ve artım miktarı kararlaştırılmalıdır. Taraflar yoksulluk nafaka miktarına istedikleri kadar belirleyebilirler. Yoksulluk nafakasının başlangıç tarihi, boşanma davasının kesinleştiği tarihtir.
Hakimin, yoksulluk nafakasına ilişkin yapacağı denetim tarafların özgür iradelerinde karar verilip verilmediği hakkındadır. Boşanma protokolünde yoksulluk nafakası talep edilmemesi yönünde düzenleme olması durumda, benzer şekilde hakim tarafından tarafların özgür bir şekilde karar verip vermediği denetlenecektir. Protokolde nafakaya dair düzenleme olmaması durumunda taraflarca karar verilmelidir aksi takdirde anlaşmalı boşanmaya karar verilmeyecektir.
3.1.2. Maddi Tazminat
Anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için eşler arasında anlaşma sağlanması gereken mali sonuçlardan biri de maddi tazminattır. Eşler, maddi tazminat hakkında anlaşma yapmadan, maddi tazminat hakkında talep haklarını saklı tutarak anlaşmalı boşanma gerçekleştiremez.
TMK m. 174/1’de yer alan düzenlemeye göre, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Ancak bu maddede yer alan tazminat koşulları çekişmeli boşanma davalarında göz önüne alınacaktır. Anlaşmalı boşanma davasında protokolde maddi tazminata yer verilmiş olması halinde taraf iradelerinin özgür bir şekilde oluşup oluşmadığı dışında hakim tarafından başkaca bir inceleme yapılmamaktadır.
Boşanma kararı soncunda eşlerden biri, diğerinin, emek veya malvarlığı ile sağladığı katkı ve desteği yitirmekte, yoksun kaldığı bu desteğin maddi değeri kadar mevcut menfaati ihlal edilmektedir
Maddi tazminatın konusunu evlilik devam ederken eşlerin sahip olduğu veya evlilik devam etmiş olsaydı sahip olacağı menfaatler oluşturmaktadır. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurulurken beklenen menfaatlerde evliliğin boşanma ile sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade etmektedir. Eşlerden birinin boşanma sonucunda diğer eşin maddi desteğini yitirmesi, eşlerden birinin diğer eşin verdiği güvence nedeniyle işinden ayrılması ile mülkü eşine ait ticari işletmede yıllardır kendi işini yapan eşin boşanma neticesinde işyerini farklı bir yere taşıması nedeniyle müşteri çevresini kaybetmesi, kadın tarafından evlilik birliği içerisinde yemek, ütü, temizlik, çamaşır, bulaşık gibi ev işlerinin yapılması, çocukların bakım ve sorumluluğunun üstlenilmesi gibi durumların da evlilikteki mevcut ve beklenen menfaatler kapsamında sayılmaktadır.
Maddi tazminat para olarak ödenebileceği gibi ayın (eşya) olarak ödenmesi de mümkündür. Ödenmesi kararlaştırılan değerin belirli olması önemlidir. Maddi tazminat olarak para, hisse senedi veya taşınmaz kararlaştırılabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde önemli olan sübjektif olmayan değerin ödenmesinin kararlaştırılmasıdır. Aksi takdirde hükmün icrasının sağlanması güç olabilecektir. Anlaşma içeriğinde maddi tazminatın tutarı, ödeme zamanı, ödeme şekli ve ödeme türüne yer verilmelidir. Ödeme şekli toptan veya irat biçiminde olabilir.
3.1.3 Manevi Tazminat
Çekişmeli boşanma davasında, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Anlaşmalı boşanma davasında, boşanma protokolünde eşlerden biri lehine manevi tazminat ödenmesine karar verilmiş olamsı durumunda, hakim tarafından manevi tazminat şartlarına bakılmaksızın eşlerin hür iradeleriyle karar verildiğine kanaat getirilmesi yeterli olacaktır.
Her ne kadar maddi tazminatın para ya da ayın ile ödenmesi kararlaştırılacak olsa da manevi tazminat sadece para ile ödenebilir. Boşanma protokolünde eşler tarafından manevi tazminat hakkında karar verilmiş olmalıdır. Manevi tazminat talep etme hakkının saklı tutulması mümkün olmayıp anlaşılması zorunludur aksi takdirde anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Tarafların manevi tazminat talebi yoksa açıkça olmadığı boşanma ptorokolünde açıklanmalı ve anlaşmalı boşanma kararına aktarılmalıdır.
Protokolde sadece tazminat adı altında düzenleme yapılmış olması halinde tazminatın maddi mi mı yoksa manevi tazminat mı olduğunun belirlenmesi ve açıklık kazandırılması amacıyla hakim tarafından müdahalede bulunulabilir.
Boşanma protokolünde manevi tazminatın tutarı, ödeme zamanı ve ödeme şekli belirlenmiş olmalıdır. Manevi tazminatın ödeme şekli irat biçiminde olamaz. Ancak toptan ödeme şeklinde kararlaştırılabilir. Manevi tazminatın Türk lirası cinsinden yahut yabancı para cinsinden ödenmesini kararlaştırabilirler.
3.2. Müşterek Çocukların Durumu Hakkında Anlaşma
3.2.1. Velayet Hakkında
Velayet, küçüklerin, kişiliğine, mallarına özen göstermek ve onu temsil etmek konusunda ana babaya yüklenen görevlerle, bunların çocuğun yararına uygun bit biçimde yerine getirilmesini sağlayan yetkileri içeren ve yalnızca çocuğun korunması amacını güden bir kurumdur. TMK m. 339’da velayetin kapsamı; çocuğun bakımı ve eğitimi konusunda çocuğun menfaatleri göz önüne alınarak gerekli kararların alınması olarak düzenlenmiştir.
Velayetin içerdiği yetki ve görevler; çocuğa bakma ve onunla yaşama, çocuğu yetiştirme ve eğitme (Genel eğitim, mesleki eğitim, dini eğitim), temsil edilme ile çocuğun mallarının yönetilmesidir. Boşanma protokolünde velayete dair düzenleme bulunmaması durumunda anlaşmalı boşanma kararı verilemez.
Velayet taraflardan birine verilebileceği (TMK m. 336) gibi kanunda bir düzenleme olmasa da çocuğun üstün yararına olması şartıyla ortak velayete de karar verilebilir. Ancak ortak velayette boşanma sonrası tarafların sağlıklı iletişim kurabilmeleri çok önemlidir.
Velayet hakkında karar verilirken çocuğun üstün yararı bağlamında, özellikle yaşam koşulları nedeniyle belirli süre annenin belirli sürede babanın yanında kalmasının kararlaştırılabileceği, ancak çocuğun bulunduğu yere uyum sağlamaksızın sürekli yer, okul ve sosyal çevre değiştirmesine neden olacak nitelikte bir düzenlemenin varlığı halinde ise hakimin protokolü onaylamaması gerektiği ifade edilmektedir. Hakim tarafından velayete dair yapılan düzenlemenin çocuğun üstün yararına olmadığına kanaat getirilirse gerekli gördüğü değişiklikleri yapılmasını taraflardan ister.
Eşlerin ortak çocuklarının birden fazla olması durumunda, çocukların velayetinin eşlerden birine bırakılması kararlaştırılabileceği gibi eşler arasında velayetin paylaşılması da mümkündür. Ancak kardeşlerin birbirlerine karşı yabancılaşmaması için boşanma sonucunda ayrılmamaları önem taşımaktadır. Çocukların hepsinin bir tarafa verilmesi onların gelişimine olumlu etkide bulunur.
Eşler arasındaki anlaşma protokolünde velayet hakkına almayan eşin daha sonra hiçbir durumda velayet davası açamayacağına ilişkin düzenleme bulunması halinde bu düzenleme geçersizdir. Velayet hakkı bir kişilik hakkı olup kişiler bu hakkın hiçbir düzenleme ile sınırlandırılması mümkün değildir.
Çocuğun velayetinin eşlerden birine verilmesinin kararlaştırılmasının dışında velayet verilemeyen eş çocukla kişisel ilişki kurma hakkına sahip (TMK m. 323) olmakla birlikte çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğü bulunmaktadır.
3.2.2. Müşterek Çocukla Kişisel İlişki Kurulması Hakkında
TMK m. 182’de velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş ve çocuk arasındaki kişisel ilişki hakkında düzenleme yapılırken çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarının esas tutulması gerektiği açıklanmıştır.
Çocuk ile velayet kendisine verilmeyen ebeveynin karşılıklı olarak birbirlerinin gerek özel gerekse (ve varsa) akademik hayatı, sağlığı, kariyeri, geleceği, planları, hayalleri, hedefleri hakkında bilgi sahibi olma, birbirlerinden haber alma, birbirleriyle vakit geçirme ve paylaşımda bulunma hakları vardır ve bu hak elbette boşanma sonrasında da devam edecektir.
Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun yararı analık babalık duygusunun tatmin edilmesinden önce gelir. Kişisel ilişki hakkı tekrarlanan ve muntazam aralıklarla devam eden bir ilişkidir. Ancak kişisel ilişki sadece ziyaretlerden ibaret olmayıp teknolojinin sunduğu imkanlar dahilinde kurulan iletişim de kişisel ilişki kurma hakkı kapsamındadır.
Kişisel ilişki, boşanmanın en önemli sonucudur. Çocuğun, boşanmadan sonraki gelişimini olumlu veya olumsuz yönde etkileyen en önemli etmen kişisel ilişki hakkıdır. Boşanma protokolünde düzenlenecek olan kişisel ilişki, çocuğun üstün yararına uygun nitelikte olmalıdır. Çocukla kişisel ilişkinin kurulmasını velayeti kendisinde olmayan eşin isteme hakkı bulunmaktadır. Kişisel ilişki kurulmasına boşanma protokolünde yer verilmemesi halinde ya eşlerden tamamlanması istenecek ya da hakim tamamlayarak, eşlerin onayına sunacaktır.
Taraflarca hakimin takdirine bırakılması durumunda, hakim tarafından uygun görülen kişisel ilişki düzenlemesi taraflara bildirilerek, bu hususta tarafların beyanları alınmalı, küçüğün bedeni ve fizik gelişimine zarar vermeyecek biçimde düzenleme yapılmalıdır (Y. 2. HD. 08.12.2014 T. 2014/15044 E. 2014/25020 K.).
Velayeti üzerine alan ebeveynin tatil günlerinin rahatlık ve zevkini çocuğu ile paylaşması en doğal hakkıdır. Bu nedenle velayet kendisine bırakılmayan ebeveyn ile kurulacak kişisel ilişkinin her hafta değil en az iki haftada bir tekrarlanması uygun olacağı ifade edilmektedir.
Boşanma protokolünde kişisel ilişki kurulacak günler belirlenirken, çocuğun yaşı, eğitim durumu, özel günler, dini bayramlar ile ebeveynin işi ve yaşadığı yer göz önüne alınmalı, ayrıca başlayış ve bitiş saatleri de belirtilmek suretiyle hangi gün ne kadar süre ve ne şekilde olacağı belirlenmelidir. Bu bağlamda icrada duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ay, gün ve saat belli olacak şekilde düzenlenmelidir. Belirsiz ve anlaşılması mümkün olmayan kişisel ilişki düzenlenmesine hakim tarafından müdahale edilir. Örneğin her ayın belirli hafta sonları (1-3 veya 2-4 gibi) yatılı olacak şekilde ve yarıyıl tatil, dini bayramlar ve yaz tatilinde görüşme günlerinin başlangıç ve bitiş saatleri gösterilmelidir.
Çocuğun menfaatine aykırı düşmedikçe çocukla diğer taraf arasında yatılı olarak kişisel ilişki kurulmalıdır. Bu bakımdan velayet kendisine verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki tesis edilirken haklı ve geçerli bir sebep yoksa çocuk ebeveynin yanında yatılı kalacak şekilde bir düzenleme öngörülmelidir.
Taraflarca ortak velayete karar verilmesi ve hakim tarafından uygun bulunması halinde çocuğun sürekli hangi evde ikamet edeceği ve birlikte yaşamadığı ebeveyn ile hangi zaman zarfında kişisel ilişki kuracağı hakkında düzenleme bulunmalıdır. Çocukla kişisel ilişki kurma hakkından feragat edilemeyeceği gibi, feragata ilişkin düzenlemeler kesin hükümsüzdür.
Boşanma protokolünde taraflarca düzenlenen kişisel ilişki mahkeme tarafından değiştirilmesine karar verilmesi halinde, kişisel ilişki hakkında taraflara bir öneride bulunmak, öneri kabul edildiği takdirde buna göre karar vermek, kabul edilmediği durumda ve taraflarca mahkemenin uygun bulacağı yeni bir düzenleme yapılmadığı takdirde, dava çekişmeli boşanma davasına dönüşecektir.
Çocukla kişisel ilişki hakkında verilen bir kararda, ana ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulurken çocuğun üstün yararı yanında ana ve babalık duygusunun tatmin edilmesine ve geliştirilmesine özen gösterilmesi gerektiği açıklanarak davalı-davacı baba ile velayeti anneye verilen müşterek çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin yetersiz ve çocukla baba arasında sevgi ve güven duygularının gelişmesine engel olacak nitelikte olduğu, müşterek çocuk ile davalı-davacı baba arasındaki bağların güçlendirilmesinde çocuğun üstün yararının bulunduğu bu nedenle mahkemece uzman görüşü de alınarak daha uygun süreli ve yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerektiği açıklanmıştır. (Y. 2. HD. 19.01.2016 T. 2015/11165 E. 2016/925 K.).
3.2.3. İştirak Nafakası Hakkında
Boşanan eşlerin evlilik birliği içindeki çocuklarına olan yükümlülükleri evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da devam etmektedir. İştirak nafakası velayet kendisine verilmeyen eşin, evlilik birliğindeki çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılamaya devam etmesinin sonucudur. Velayet kendisine verilmeyen eş iştirak nafakasını ödemek zorundadır (TMK m. 182/3). Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun ihtiyaçları, ama babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınır (TMK m. 330/1). Nafaka her ay peşin ödenir (TMK m. 330/2). Nafaka ödemesi boşanma kararının kesinleşmesiyle başlar ve velayet sona erinceye kadar devam edecek olup ergin çocuğun eğitim masrafları, talep edilmesi durumunda, yardım nafakası adı altında karşılanmaya devam edilir(TMK m. 364).
İştirak nafakasından feragat etmek mümkün değildir. Her ne kadar iştirak nafakasından feragat edildiğine dair beyan üzerine hakim tarafından hüküm kurulmamış olsa da velayet hakkı kendisine verilen taraf her zaman açacağı dava ile iştirak nafakası talep edebilir. Yargıtay tarafından verilen bir kararda boşanmakla yoksulluğa düşecek taraftan iştirak nafakası istenmeyeceği yönünde hüküm kurulmuştur (Y. 2. HD. 12.03.2013 T. 2012/2023 E. 2013/6557 K.). Velayet hakkı kendisine bırakılan tarafın ekonomik gücü daha iyi olsa dahi diğer eş nafaka ödeme devam edecektir.
İştirak nafakası, boşanma protokolünün zorunlu unsurlarından biridir. İştirak nafakası belirlenirken ödeme zamanı ve tutarı ile her yıl artım oranı açık ve net bir şekilde protokolde belirlenmelidir. Taraflarca açık ve net bir şekilde iştirak nafakası hakkında düzenlemenin bulunmaması durumunda hakim tarafından yapılacak düzenleme tarafların onayına sunulur. Nafaka ödemesi Türk lirası cinsinden ödeneceği gibi yabancı para cinsinden ödenmesi yönünde de belirleme mümkündür.
İştirak nafakası, üçüncü bir kişinin kolaylıkla tespit edebileceği şekilde belirlenmelidir. Örneğin özel okul bedelinin tamamı, okul ve servis ücreti kadar, iki asgari ücret kadar gibi iştirak nafakasının belirlenmesi durumunda nafaka miktarının belirli olduğu ifade edilmektedir.
Anlaşmalı boşanma protokolünde, iştirak nafakası belirlenmemiş ve boşanma kararı kesinleşmiş ise velayet hakkı kendisine bırakılan eş her zaman iştirak nafakası talep etme hakkına sahip olduğu gibi boşanma protokolünde belirlenen nafaka miktarının artımı veya azaltımı hakkında tarafların dava açma hakkı bulunmaktadır.
4. ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜNÜN İHTİYARİ İÇERİĞİ
Taraflar anlaşmalı boşanma protokolünün zorunlu içeriği dışında boşanmanın feri sonuçlarından olmayan ancak evlilik birliğinin sona ermesi nedeniyle başka davalara konu olacak hususlar hakında da anlaşabilirler.
İhtiyari içerikte konu bakımından herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Evlilik birliği ile ilgili olan ve boşanma davası dışında başka bir davanın konusu olabilecek tüm hususlar hakkında TBK m. 27 hükmü göz önüne alınarak düzenlemede bulunulabilir. Bu bağlamda mal rejiminin tasfiyesi, ziynet eşyası, mehir alacağı, kadının soyadı, çocuk ve üçüncü kişiler arasında ilişki kurulması ve aile konutu hakkında düzenlemeler yapabilir.
Anlaşmalı boşanma protokolü düzenlenirken özellikle zorunlu ve ihtiyari içeriğin kimi zaman fark edilmeden karıştırıldığı görülmektedir. Taraflar, maddi ve manevi tazminat talebi hakkında veya aile konutu hakkında anlaştıkları durumda aynı zamanda da mal rejiminin tasfiyesi hakkında da anlaştıklarını varsaymaktadır. Ancak mal rejiminin tasfiyesine ayrıca yer verilmemişse tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri kabul edilemez.
Taraflarca sunulan boşanma protokolünce ve duruşmadaki sözlü beyanlarında, aralarında mal rejiminden kaynaklı alacaklarına ilişkin beyanları yok ise hakim tarafından mal rejiminden kaynaklı alacaklarının olmadığının tespiti yönünde karar verilemez.
Konu hakkında verilen bir kararda; taraflarca anlaşma protokolünde davalının, davacıya ait evde oturmaya devam edeceği ve evde bulunan eşyaların davalıya ait olacağı ve tarafların birbirlerinden başkaca maddi manevi taleplerinin olmadığı kararlaştırılmış olsa da mal rejiminin tamamen tasfiyesine ilişkin düzenleme olmaması nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi hakkında açılan davanın kabul edilmesi gerektiği açıklanmıştır (Y. HGK. 2019/335 E. 2022/850 K.).
Anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemelerin bulunması halinde geçerli olabilmesi için düzenlemenin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olduğunun tereddüte yer vermeyecek şekilde açık olması başka bir deyişle taraflar ve mahkemenin tasfiyeye tabi tutulan malvarlığını duraksama oluşmadan belirleyebilmesi gerekir. Bu şartları karşılamayan anlaşmalı boşanma protokolünün edinilmiş malları kapsadığı kabul edilemez.
Bir protokolün mal rejimini kapsadığını söylemek için, protokolde, taşınır ve taşınmazların ismen, adet ve sayı, ada ve parsel numaraları ile tek tek açık bir biçimde sıra numarası ve nitelikleriyle yer alması gerekir (Y. 8. HD. 17.11.2015 T. 2015/19177 E. 2015/20591 K.). Eşlerin eksiksiz tüm malvarlıkları bilinmedikçe, taşınır ve taşınmaz malların ayrıntılı bir dökümü yapılmadıkça tarafların tekliflerinin ne ölçüde adil ve hakkaniyete uygun olduğunun belirlenmesi mümkün değildir.
Anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Protokolün mahkeme tarafından onaylanması ve tarafların duruşma esnasındaki beyanları mahkeme içi ikrar niteliğinde olacak ve kesin delil niteliğini taşıyacaktır.
TMK 173. madde 2. fıkrada, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra kadının, boşandığı kocasının soy adını kullanmakta menfaati olduğunu ve kocaya zarar vermeyeceğini ispat ederek evlilikte edindiği soy adını taşımasına izin verileceği düzenlenmiştir. Kadının, boşanma sonrasında evlilik birliği içinde edindiği soy adını kullanmasına devam etmesi hakkında boşanma protokolünde karar verilebilir.
Ziynet eşyalarının paylaşımı hakkında eşler anlaşabilir, ziynet eşyalarının tamamının eşlerden birine verilmesine veya belirlenen oranda paylaşılmasına karar verebilirler. Tarafların birbirlerinden ziynet eşyaları hakkında taleplerinin olmaması halinde açıkça protokolde belirtilmeli ve anlaşma boşanma kararında bu hususa yer verilmelidir. Ziynet eşyaları hakkındaki açıklamalar ev eşyaları hakkında da geçerlidir. Ziynet eşyaları hakkında düzenlemede bulunurken ziynet eşyalarının neler olduğu, kaç gram ve kaç ayar oldukları, ayen mi ya da belirli bir tarihteki gram fiyatı üzerinden karşılığının mı ödeneceği açıkça beliritlmelidir.
Mehir; İslam hukukunda, evlenme ile erkeğin, kadın üzerinde elde ettiği haklara karşılık olarak kadına verdiği değerli şeydir. Medeni hukukumuzda mehir hakkında düzenleme bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay tarafından Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan bağışlama sözleşmesi hükümleri kapsamında karar verilmektedir. Anlaşmalı boşanma protokolünde mehir alacağı hakkında düzenleme yapılabilir. Buna göre, mehir alacağının ödeme türü ve ödeme zamanı hakkında belirleme olmalıdır.
Bunların dışında müşterek çocuğun, velayeti kendisine verilmeyen ebeveyn dışındaki akraba ve üçüncü kişilerle kişisel ilişki kurulması hakkında karar verebilirler. Üçüncü kişiler; ayrı yaşanılan kardeşler, anneanne, babaanne, büyükbaba teyze, hala, amca, dayı ve diğer yakın olan akrabalardır.
Anlaşmalı boşanma protokolünde eşlerden birine ait olan taşınmazın mülkiyetinin devri ve sınırlı ayni hakkın kurulması hakkında düzenlemede bulunabilirler. Uygulamada eşlerden biri tarafından taşınmaz diğer eşe veya ortak çocuğa mülkiyeti devredildiği gibi oturma hakkı tanındığı görülmektedir. Bu durumda, mülkiyetin devri veya sınırlı ayni hakkın kurulması hakkındaki düzenleme açık ve anlaşılabilir biçimde kısa karara aktarılmalı ve gerekçeli kararın sonuç kısmında yer almalıdır. Bu sayede mülkiyet kazanılmış veya ayni hak kurulmuş olur (TMK m.705/2).
SONUÇ
En az bir yıl süren evliliklerde, eşlerin birlikte başvurması ya da eşlerden biri tarafından açılan boşanma davasının diğer eş tarafından kabul edilmesi sonucunda evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilmektedir. Bu durumda hakim tarafından kusur araştırması yapılmadan, eşler tarafından düzenlenen protokol hükümleri uygun bulunarak, TMK m. 166/3 doğrultusunda tarafların boşanmasına karar verilmektedir.
Anlaşmalı Boşanma kararı, inşâi dava sonucunda verilen karardır. Bu nedenle eda davasında olduğu gibi bir şey yapmaya veya vermeye yönelik hüküm içermemektedir. Ancak boşanma kararının feri niteliğinde olan ve anlaşma boşanma protokolünün zorunlu içeriğinde yer alan mali konular ile müşterek çocuk hakkındaki düzenlemeler bakımından icra kabiliyetine sahip eda hükmüne ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda hüküm kısmında anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan düzenlemelerin tespitine yönelik verilen kararlar ilerleyen zamanlarda kararın icrasını zorlaştıracaktır.
Bu bağlamda yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat, velayet ile müşterek çocukla kişisel ilişki kurulması hakkında düzenlenen protokol hükümlerinin icrada tereddüt yaratmayacak şekilde hüküm kısmında yer verilmesi çok önemlidir. Aksi takdirde düzenlemesi çok kolay gibi görünen anlaşmalı boşanma protokolün icra edilebilmesi zor hale gelerek, başka hukuki uyuşmazlıkların ortaya çıkması söz konusu olabilecektir.
Anlaşmalı boşanma protokolünün zorunlu içeriğinde olmayan ancak boşanma kararı sonrasında farklı davaların konusu olabilecek ihtiyari konular hakkında da taraflar anlaşabilirler. Tıpkı boşanmanın feri sonuçlarında olduğu gibi ihtiyari içerik hakkında yapılan düzenlemeler açık, net ve anlaşılır olması gerektiği gibi icra kabiliyetine sahip olacak şekilde kısa kararının hüküm kısmında yer verilmelidir. Bu nedenle protokol hükümlerine aynen yer verilmesi yahut protokol hükümlerine atıf yapılması icra kabiliyeti sağlamayacaktır. Örneğin, taşınmazın devrine veya sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin protokol düzenlemesi hakkında kurum veya kuruluşlar tarafından başka bir karar ihtiyaç duymaksızın icrasını sağlayacak şekilde hüküm kısmında yer verilmelidir.
KAYNAKÇA
AKYÜZ Emine, Çocuk Hukuku, 8. Baskı, Ankara: PEGEM Akademi, 2021
ALEV KILINÇ İlayda, ‘’Anlaşmalı Boşanma’’ (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024)
ATMACA ÜLKÜ Hande, ‘’Türk Hukukunda Anlaşmalı Boşanma Protokolü, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017)
DEMİRBAŞ Feride, ‘’Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Taşınmazlar Üzerindeki Ayni Haklara İlişkin Hükümleri ile İlgili Bazı Hukuki Sorunlar’’, Yıldırım Bayezıt Hukuk Dergisi, Sayı No: 2020/2 (2020)
GENÇCAN Ömer Uğur, Boşanma Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları, 2022
HOŞBAŞ İlayda, ‘’Türk Hukukunda Anlaşmalı Boşanma’’ (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024)
İÇÖZ DEMİREL Derya, KÖMÜR Ebru, Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Düzenlenmesi ve İhlali, 2. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2024
PEKCANİTEZ Hakan, ÖZEKEŞ Muhammet, AKKAN Mine, TAŞ KORKMAZ Hülya, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku Cilt III, 15. Baskı, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017
TÜRKMEN Ahmet, ‘’Yargıtay’ın Bağışlama Yaklaşımı Çerçevesinde Mehir ve Mehrin Geri Alınması’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt No: 22, Sayı: 2 (2020)
YILMAZ Ejder, Hukuk Sözlüğü, 8. Baskı, Ankara: Yetkin Yayınları, 2021